Hemşireliği Gelişime Yönelten Rekabet

Mitolojide Babil Kulesini inşa ederek kendisine yaklaşmak isteyen insanları engellemeye karar veren Tanrının, insanlığın tek olan dilinin sınırsız gücünden korktuğu için birbirlerini anlamasınlar diye dillerini karıştırdığından söz edilir. Hemşirelerin de kadın sorunlarına toplantılarında yer vermelerine ve ortak bir dil geliştirme çabalarına duyduğum saygıyı belirtmeden geçemiyeceğim. 

      Kadınların günümüzde ve gelecekte güçlerinin farkında olmaları için hangi toplumsal eğilimleri bilmeleri gerekiyor? Kadınlar sosyal, politik ve ekonomik alanda şekillendirdikleri ve şekillendirecekleri alanları bilmek zorundalar. Eğer bir kadınsanız köşenizde birşeyleri değiştiremiyeceğinizi ve sizin adınıza bunu size kimsenin yapmayacağını bilmek zorundasınız. Acaba kadınlar kendilerini ne zaman çıplak gözleriyle görmeye başlayacaklar. Bizi gerçeğe götürecek olan bağların neler olduğunu bulmak ve onları ilmek ilmek örmek zorundayız. Kendini tanımak sancılı bir deneyimdir, bu nedenle inkar içinde yaşamak kadına da daha kolay görünür. Crosby (1982) kadınların benzer işi yapan erkeklerden daha az yetkileri olduğunu düşünmelerine karşın söz konusu kendileri olduğunda hak ettiklerini aldıklarına inandıklarını söylemektedir. Kadınların erkeklere göre başarılarından daha az gururlandıkları, başarısızlıklarının sorumluluğunu daha çok üstlendikleri gösterdikleri performansa daha az değer biçtikleri bulgulanmıştır (Deaux. 1984). Bu farklılıkları nasıl açıklayabiliriz? 

      Hemşirelere de ne oluyor, neler oluyor? Onlar değil mi doktorun sağ kolu olarak işlev gören? Onlar değil mi sevgi ve şefkatin sembolü olarak on parmağında on mum cennete gidecek olan? Hiç rol çalmayan, hep haddini bilen, uygun yerde uygun şekilde fedakarca yardımcı rolünü üstlenen. Yakın bir geçmişte bir konferansımda arkamdaki duvara “Hemşireler sağlık ordusunun isimsiz kahramanlarıdır” yazılmıştı ve asıl konuma girmeden önce “Hemşireler sağlık ordusunun isimli kahramanı olmak için savaş vermelidirler ve bu hemşire için bir varoluş yeniden biçimleniş ve yeniden yaratma sürecidir” demiştim. 

      Hemşirelik genelde tüm dünyada, özellikle de ülkemizde bir kadın mesleğidir. Durum bu olunca kadınların varoluş, hak kazanma ve kişisel yetkilendirilmeye ilişkin duygularının analizini yapmadan kadını gelişime yönelten rekabetten söz etmek yetersiz olacaktır. 

      Kaçımız nasıl bir tarih ve kültür ürününün mirasçısı olduğumuzu biliyoruz.? 

*kadınların çoğu toplumsal törelere sıkı sıkıya bağlı kalırlar 
*iffetli olmayı erdem sayarlar 
*üşüncelerini dile getirmeyi sakıncalı bulurlar

      Tüm dünyada görece kadının varoluşu ikinci sınıf konumdadır. Eşit olan şeyler arasında rekabet olabilir. Sözgelimi eşit kilodaki güreşçiler mindere çıkarlar, bilgi yarışmaları lise ile ilkokul arasında olmaz. Araştırmalar kadına ait olan mesleklerin erkeğe ait olan mesleklere göre daha az çaba ve beceri istediğine inanıldığını göstermektedir (Hansen & O’Leary, 1985). Kadınlar kendi performanslarının erkeklerinki kadar iyi olduğunu farkettiklerinde bile kendilerine biçtikleri değerin erkeklerinkinin altında olduğunu bulgulayan çalışmalar, kadının ikinci sınıf rolü peşinen kabulünden mi kaynaklanmaktadır? Erkek egemen toplumda kadınlar koşulsuz vericiliği öğrenmişler ve kendi benlik-imgelerini kendi istedikleri doğrultuda geliştirememişler ve kendilerini sistematik olarak değerlendirememişlerdir (Bush MA, Kjervik DK 1979). Erkekler aynı performansı gösteren kadınlara daha az ödül verirken kadınlar ödülü eşit şekilde dağıtmaktadırlar. İnsanlığın daha iyiye gitmesi için kadının bu adil tavrından ve vericiliğinden erkeklerin öğrenecekleri çok şey olabileceğini düşleyebilir miyiz? 

      Sessizlik olduğunda “kız doğdu” denmesi daha doğuştan kızların var oluşuna olan önyargıyı gözler önüne sermektedir. Kadınların “kadın doğmuş olmanın ağır yükünü omuzladıkları” söylenebilir. Kadınlar erkeklerin onayını alıp, onları memnun etmeye çalışarak bu suçluluk duygusunu hafifletmeye çalışmaktadırlar. 

      Gelişen toplumlarda kadınların kendilerinden beklenen profesyonel performansın gerektirdiği özerk ve girişken olma ve geleneksel pasif rolde kalma ikilemiyle karşı karşıya kaldıklarından sözedilmektedir. Kadınlar henüz tam olarak bağımsız olmasalar da erkeklerin egemenlik kurdukları alanlara sızmışlar ve o düzenin değerlerini ve gücünü yeni bir düzen yaratarak sarsmaya başlamışlardır. Rogers “Belirleyici kitleyi” nükleer reaksiyon üretmek için olan minumum güç olarak fizikte tanımlamıştır. Belirleyici kitleye ulaşıldıktan sonra işlem belli bir zamanda kendi kendine işler hale gelebilir. Eşiğe ulaşıldığında günlük hayatta kendi kendine işlerlik kazanan olaylara sıkça rastlanır. Örneğin epidemiyolojide, dil sistemlerinde, türlerin devam etmesi ya da yok olmasında, modada, politik eylemlerde. Sanki ben yıllardır bu belirleyici kitlenin oluştuğunu bilinçaltı sezercesine çeşitli söylemlerimde hemşirelerin çabalarını serpiştirilmiş demir tozlarına benzetiyordum ve bir mıknatısla bu evrende başıboş dolaşan tozların büyük bir güç oluşturacağından bahsediyordum. Belirleyici kitle nedir acaba? Örneğin ufak kar zerreleri hareket ederken katlandıkça çığ oluşundaki güce ve etkiye şaşılır. Konuştuğum birçok hemşirenin yüzünde, söyleminde ve davranışında varolan düzenle uyum içinde yaşamak isteyen yönle, değişim isteyişin umarsız kıvılcımlarının içiçe olduğunu sezdim. Hemşirelerdeki adanma ve değerler gerçek yaşamda engelle karşılaştığında olumsuz bir güç olmakta, hayal kırıklığı, engellenme ve hastaneden kaçma isteğine yol açabilmektedir. Çoğu kez hemşirelerin gerçekte ne istediklerinin de bilincinde olmadıkları düşünülebilir (Moore (1994). 

      Hemşirelik eğitiminde insan acılarının (özellikle kadın) süreç olarak kavratılması gereklidir. Bu, maskesiz bir iletişim, etik ve felsefi bir temel gerektirir. İkinci sınıf bir rol hayal kırıklıklarına, aşırı yıpranmaya ve meslekten ayrılmalara yol açmaktadır ve çoğu kez bu sorunun çözümüyle ilgili bir girişimde bulunulmamaktadır. Kadın doktorların hemşirelere göre daha az işten ayrıldıkları bulgusu mesleki statü ile iş doyumu arasında güçlü bir ilişki olduğunu düşündürmektedir (McBride 1990). Yapılan diğer bir çalışmada olumlu benlik kavramları olan hemşirelerin olumsuz benlik-imgesine sahip hemşirelere göre daha iyi hasta bakımı verdikleri saptanmıştır (Dyer, 1975). Sağlık profesyonelleri içinde en çok hemşirelerin depresyon tanısı alması, düzenle uyum içinde olmak istemeyişin ve bir başkaldırının ifadesi olarak görülebilir. Hemşirelerdeki tükenmeyi, stresi ve depresyonu saptayan sayısız araştırma bulguları, mesleğin akademisyenlerinin üzerinde durması gereken bir sorun olarak değerlendirilmelidir. 

      Kadınlara gerçekten kurtuluş umudu kalmadığında acı veren olaylarla karşı karşıya kalma yerine hasta olma daha kolay geliyor. Özellikle Afganistanda anksiyete ve depresyonun hatta intiharın inanılmaz boyutta arttığı söyleniyor. Bu kadınlara uzlaşmaz feministler diyebiliriz. Kadını evin duvarları içinde tutan güç, dış dünyanın güçlüklerini farketme ve kendine orada bir yer bulamama olabilir. Oysa nereye kaçarsak kaçalım kendimizden kaçamayız, yaşadığımız yerde sürgün oluruz ve belli örüntüleri yineler dururuz. 

      Geleneksel ve çağdaş modeller. Kadına yönelik tutum ve değerler cinsiyetler arasındaki güç ilişkilerinin eşit olarak dağılmadığı ve eşit bir temel üzerine oturmadığı ataerkil toplumlarda sosyalleşme süreci ile öğreniliyor ve yineleniyor. Aile içi güç ilişkilerini özenle analiz etmemiz gereklidir. Bu analiz erkek karakter özelliklerinine ilişkin önemli ipuçları verecektir. Benzer ilişkiler sağlık kurumları için de geçerlidir (Özaltın 1996). 

      En önemli engelin kültürel olduğunu ve köklerinin tarihin derinliklerinden beslendiğini, söküp atmanın çok zor olduğunu söyleyebiliriz. Kadına ve çocuğa bir toplumun bakış açısını büyük ölçüde o toplumun kültürü belirler (Maguire 1995). 

      Bizi ketleyen ya da geliştiren rolleri kültürün en küçük birimi olan ailede öğrenmeye başlarız. Sağlık profesyonellerinin grup dinamikleri de içinde yaşadıkları toplumun dinamikleri ile şekillenirler. Günümüzde yaşanan birçok meslek içi ve mesleklerarası çatışmanın geleneksel rolden çağdaş role geçme çabalarından kaynaklandığını görebiliriz. Hemşirelerin çoğu kadın olduğundan, erkeğin üstün olduğuna inanmaları öğretilmiştir. Bu öğrenme sözlü olmaktan çok tutumlarla, dolaylı iletilen mesajlarla yapılmıştır. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır deyişini haklı çıkarmak istercesine, erkek egosunun kırılgan olduğuna, erkekleri korumaları gerektiğine inanacak biçimde yetiştirildiklerinden, genellikle arka planda kalarak davranırlar. Virginia Woolf, erkekler için asıl sorunun kadınların aşağı olmaları değil, kendilerinin onlardan daha üstün olmaları ya da kendilerini öyle saymaları olduğunu belirtir ve kadınların bu isteğe boyun eğdiklerini ve yüzyıllar boyunca erkeği doğal boyundan iki kat büyük göstermek gibi sihirli bir güce sahip ayna görevini gördükleri üzerinde durur. 

      Bu yaklaşım, hem erkeklere hem de kadınlara bir hakarettir, çünkü her iki cinsin kişiliklerini, benzersizliklerini, güçlerini ve öz-değerlerini inkar eder. 

      Sağlık kurumlarında bu erkek-kadın rolü doktor-hemşire rolünün karikatürüne bürünmüştür. Oyunun hedefi doktorun her zaman kontrolün kendisinde olduğunu hissetmesidir. Hemşire aktif biçimde yardımcı olmalı, fakat pasif görünmelidir. 

      Neden değişim gerekli. Hemşirenin rolündeki değişim kurumun çıkarlarına uygunsa bu değişim sağlanabiliyor. Nitelikli bakım elde etme ye artan talep hastanelerdeki ataerkil düzenin temeline dinamit koydu. Alım gücü olan beli bir kesimin dışında tüm toplumun sağlığını yükseltmede mesleğin istenen değişiminin gerçekleşmesi yıllar alacak gibi görünüyor. 

      Smoyat (1974) sağlık bakımı sağlayan tüm görevlilerin yarısından fazlasını oluşturan hemşirelerin (sayısal çokluk özgürleşmeye yetmiyor) güçlerini birleştirerek herkese sağlık bakımı sağlamada temel bir rol oynayabileceğinden bahsetmektedir. 

      Çözüm önerileri. Kişinin kim olduğunu, ne istediğini, neyin onun için gerçekçi olduğunu ve bütünlüğünü koruma seçeneğinin varolduğunu bilmesi gerekir. Olumlu bir benlik-imgesi geliştirmek için kişi gerçek duygularını ve gerçekte kim olduğunu tanımlayabilmek için kendi kendisiyle iç hesaplaşmasını yapabilmelidir. Atina Akropol’ünün kapısında “Kendini Tanı” ibaresi asırlar önce yazılmış. Günümüzde de bu sloganın önemi geçerliğini korumaktadır. 

      Şimdiye kadar hemşireler yeteneklerini ve önemlerini küçümseyerek kendilerini değerlerinin çok altında görmüşlerdir. Hemşireler güçlerine inandıklarında geleneksel rollerin dışına çıkacaklar ve sağlık bakım sistemi değişecektir (Özaltın 1996). Kendini güçsüz ve tehdit altında hisseden hemşire geleneksel roldeki kimliğini benimser. 

      Bu alanda çözüm üretmek gereğine inansak bile önümüzde aşılması gereken engeller var: Değişim isteyen kadınlar küçümsenmiş ve susturulmuş ve bunun sonucunda, rollerinin genellikle gördükleri muameleyi kabul etmek ve hedeflerine ulaşmada girişken olmamayı öğrenmişlerdir. Ne yazık ki insanların çoğuna, girişkenliğin yalnızca erkeklerin hakkı ve yükümlülüğü olduğu öğretilmiştir. 

      Kadınlar girişken olduklarında erkeklerin onayını kaybetmekten korkarlar. Yasalar ya da polis suçluluğu terketmeyi emredemez, her kadın seçimini kendisi yapmalıdır. Düşük bir benlik-kavramı kadın ya da hemşire olarak benlik-imgemizin bir parçası olmuştur. Kişinin bir parçası ölünce bunun yasını sağlıklı bir şekilde tutması gerekir (Özaltın 1998). 

      Hemşireler ister istedikleri ve gerekli olduklarına inandıkları gerçekleri sözel hale getirsinler, ister suskunluğu seçsinler her iki durumda da bedelini ödeyecek olan kendileridir. 

      Belli bir problemin nedenini bilebilirsek bu konuda bir şeyler yapma şansımız doğar. Yine de bir sorunun nedenini bulmak pek çok olayda etkili çözüm üretmek için yeterli değildir diyebiliriz. Entellektüel olarak hastalığına ilişkin çok şey bilip o rahatsızlıkları çeken pek çok hasta tanıdım. Değişmek isteyen bir kişi girişken olmayan davranışın farkına varmalıdır. 

*Evde yaptıkları işler değerlendiğinde (özellikle emekli olabildiğinde ve bir geliri olduğunda) 
*Ödüllendirilen işler yaptığında (tarih boyunca kadın ya erkeklerin istediği alanda ya da onların boş bıraktıkları alanda işlev görebilmiştir, erkekle eşit ücret alamazlar ve erkeklerin çalışma alanına girebilen kadın azdır, bunların çoğu da erkeksi olurlar) 
*Evden dışarı çıkma kolaylaştırıldığında sorunun çözümüne giden yol görünecektir. Bundan sonra kendisine bırakılan tarihsel mirasla baş etmeyi de öğrenebildiği zaman kendine güveni artacak ve rekabet edebilecektir. 

      Gelecek yüzyıl haklar ve sorumlulukların berraklaşacağı bir yüzyıl olacak. Dünya kadının gücünü keşfetti ve en büyük sorumlulukları kadın alacak. Hemşireler de bu yeni dünyada kendilerini en iyi şekilde var edeceklerdir.

  •   31 Mar 2018 Cmt
  •   416

MAKALE YORUMLARI

Bu Makaleye Henüz Yorum yapılmamış. İlk sen yorum yap..

YORUM YAPINIZ

* Yorumlarınız kontrol edildikten sonra yayımlanacaktır